KIZILÖREN TARİHÇESİ 

 KASABANIN KONUMU VE ÖZELLİKLERİ:

KASABAMIZ; KONYA MERAM İLÇESİ SINIRLARI İÇİNDE, ISPARTA YOLU OLAN KONYA-BEYŞEHİR KARAYOLU 40. KM’DE TARİHİ İPEKYOLU ÜZERİNDE BULUNMAKTADIR. NAHİYE İKEN 1954 YILINDA BELEDİYE OLMUŞTUR.
ÇAM ORMANLARI VE TARİHİ ESERLERİ BULUNAN BELDEMİZ, ÖZELLİKLE SELÇUKLU VE OSMANLI DEVLETİ DÖNEMLERİNDE, KRAL VE İPEKYOLU ÜZERİNDE, TİCARETİN KAVŞAĞINDA ÖNEMLİ DİNLENME YERİ OLARAK ÖN PLANA ÇIKMIŞTIR.
 
1928 YILINDA JANDARMA KARAKOLU KURULARAK, İNLİCE, HASANŞEYH, ERENKAYA, KAYALI, YATAĞAN, SEFAKÖY, SAĞLIK, AKPINAR, VE TULASSA YERLEŞİM YERLERİ KENDİNE BAGLI OLARAK, UZUN YILLAR NAHİYE HİZMETİ VERMİŞTİR.
SINIRLARI TOPLAMI 13 890 HEKTAR OLUP, KONYA NIN SAYILI TOPRAK BÜYÜKLÜGÜNE SAHİP KASABALARINDANDIR.
GEÇİM KAYNAĞI TARIM VE HAYVANCILIKTIR.
NÜFUSU 3000 ÜZERİNDE İKEN 1980 VE 2000 YILLARI ARASINDA ÇALIŞMA AMAÇLI KONYA MERKEZE GÖÇ VERMİŞTİR. 2010 YILI İTİBARİ İLE NÜFUSU 1662 DİR.

   Bu araştırmalar,Haşim Karpuz- Tolga BOZKURT - İ.Mete MİMİROĞLU  tarafından yapılmış olup bilgileri sitemize Nebi ÖZMEN tarafından verilmiştir. Kızılörenin tanıtılmasına yardımcı olan herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.
  
1. GİRİŞ:
Kızılören, Konya merkez Meram ilçesine bağlı, tarihi Konya-Beyşehir İpek Yolu üzerinde kurulmuş bir köydür. Daha önce yapılmış araştırmalarda bölgede yer alan bazı önemli tarihi yapılar tanıtılmışken, köy merkezi ve çevresi bütünüyle ele alınmamıştır. Bu çalışmada, Kızılören ve yakın çevresinde gerçekleştirdiğimiz yüzey araştırması ile yayınlara geçmiş tarihi eserlerle birlikte bugüne kadar hiç değinilmemiş bazı kiliseler, camiler ve buna bağlı olarak halk mimarisi örnekleri ele alınarak, bölgedeki yerleşimin tarihsel gelişimi ortaya konulmaya çalışılacaktır (Çiz.1/Res.1).
Bölgenin tarihi, bugünkü köy merkezinin 4 km batısında bulunan Kızılören Höyüğü’nde yapılan araştırmalara göre Neolitik döneme kadar inmektedir (Bahar-Koçak, 2004, 50). Kalkolitik ve İlk Tunç Çağ buluntularını da içeren bu höyük, Kızılören çevresinde bilinen ilk yerleşimdir. Höyük ve çevresinde tespit edilen geç antik döneme tarihli mimari plastik buluntular bölgedeki iskanın bu döneme kadar devam ettiğini belgelemektedir. Çevrede dikkat çeken bir diğer yerleşim ise Kızılören köy merkezinin yaklaşık 12 km batısında yer alan Asar (Balkaya) Kalesi’dir.
Antik dönemde Kızılören, Kral Yolu’nun (Via Sebaste), Konya’yı (Iconium) Beyşehir’e (Mistheia) bağlayan bir kolu üzerinde yer almasıyla stratejik bir önem kazanmıştır. Ayrıca, Kızılören ile Hatunsaray (Lystra) arasında bir ara yolun bulunduğu belirtilmektedir (Levick, 1967, 39). Bu stratejik konumundan dolayı bölgenin sırasıyla Homonod, Pers ve Arap akınlarından etkilendiği söylenebilir. Kızılören Höyüğü’nün yakınında bulunan yer altı sığınıkları da bu görüşümüzü desteklemektedir. Yerleşimdeki kiliseler ve civardaki Selçuklu hanlarında rastlanılan yoğun şpolyen malzeme kullanımı, bölgedeki iskanın Bizans döneminde de devam ettiğini göstermektedir.
Konya’nın 1073’te Selçuklular tarafından ele geçirilmesi, kentin hemen yakınında yer alan Kızılören’in de aynı tarihlerde Selçuklu hakimiyetine girdiğini düşündürmektedir. Konya-Beyşehir güzergahında inşa edilen Altınapa, Kuruçeçme ve Kızılören gibi Selçuklu hanları, 12.-13. yüzyıllar arasında bölgede cereyan eden ticari faaliyetin canlılığına işaret etmektedir. Bu ticaret hattının öneminin Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde de devam ettiğini Konya ve Beyşehir bedestenleri ile bu hatta 14.-15. yüzyılda katılan Hoca Cihan Hanı kanıtlamaktadır.
16. yüzyıldaki iskan politikası çerçevesinde Kızılören çevresindeki köy ve yaylaklarda yaşayan Türkmenler, antik yerleşimin 4 km doğusuna taşınarak, bugünkü yerleşimin temelleri atılmıştır (Erdoğru, 2004, 70). 1650 m. rakımda kurulan köyün, doğuda eteklerine yaslandığı Kızılören Dağı üzerinde eski bir kale (Keçi Kalesi) kalıntısı bulunmaktadır. Yine Köyün doğusundaki Orman kutsal sayılmakta ve ağaç kesilmemektedir. Bu ormanda Dediği Sultan’ın öğrencilerinden bir “Dede”nin mezarı bulunmaktadır. Bilindiği gibi Dediği Sultan, Hacı Bektaşı Veli dolayısıyla Ahmed Yesevi inancına bağlıdır. Burada Orta Asya’da İslam öncesi “ağaç kültü”ne dayanan inanışların halâ yaşadığını görüyoruz. Benzer bir inanış da Ilgın Tekke Köy’de Dediği Sultan Zaviyesi’nin yakınındaki ormanla ilgilidir.
Osmanlı döneminde, 18. yüzyılda çevredeki yayla-kışlaklarda yaşayan Türkmen aşiretlerinin Kızılören’e yerleştirilmeleriyle köy nüfusunun arttığı ve köyün büyüdüğü anlaşılmaktadır. H.1333/M.1914 tarihli Konya Salnamesinde, Kızıl Viran Mektebi Husûsi’nde 20’si kız olmak üzere 55 öğrenci olduğu belirtilmektedir.
Kızılören köyünün etrafındaki geniş orman ve yaylalara halâ Silifke yöresinden Yörükler gelmektedirler.
Kızılören, merkeze bağlı bir köy iken 1955 tarihinde belde olmuş (Belediye kurulmuş) ve 2005 tarihinde Meram ilçesine bağlanmıştır. Dört mahalleden oluşan beldenin nüfusu 2210’dur.
Bölgeyi ziyaret eden ilk araştırmacı Sterret’tir. 1880’lerde Anadolu’ya gelen araştırmacı Kızılören Hanı’nı ve yanındaki Küçük Han’ı tespit etmiştir (Sterret, 1888, 187-188). Kızılören ve çevresinde Ortaçağ arkeolojisine ait buluntuları kapsamlı olarak ilk araştıran ise Swoboda ve ekibidir. Asar Kalesi ve İnler civarındaki kiliseler bu araştırmada ele alınmıştır (Swoboda, 1935, 105-108). Kızılören Hanı ve Küçük Han bütün kervansaray araştırmalarında yer alır. Büyük Han, Erdman (Erdmann, 1961, 45-46); Küçük Han, A.T. Yavuz tarafından (Yavuz, 1996, 28) ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca, Büyük Han üzerine yapılmış bir yüksek lisans çalışması vardır (Karaoğlu, 2001, 461-474).
Bizim burada bir bütün halinde ele aldığımız yapılar, Kızılören’in tarih öncesi dönemlerden günümü kadar sürekliliğini korumuş önemli bir yerleşme olduğunu göstermekte, ayrıca Konya ve çevresindeki köylerin zengin bir tarihi-kültürel mirasa sahip olduğunu kanıtlamaktadır.
 
2. KIZILÖRENDE BULUNAN YAPILAR (Çiz.1-2):
Asar (Balkaya) Kalesi (Çiz.3-4/Res.2): Kızılören’in 12 km. kadar batısında, Konya-Beyşehir yolundan 3 km. içeride, doğal kayalık üzerinde kurulmuş bir Ortaçağ kalesidir. Kalede Demir Çağına inen (MÖ. 1150) buluntular tespit edilmiş olup, yüzey buluntuları geç Roma-erken Bizans dönemine tarihlendirilmektedir.
Kale, ağaçlık bir arazide, doğal yükseltisiyle bir gemiyi andırmaktadır. Yaklaşık 50 m. yüksekliğindeki kaya kütlesi üç yönden kaleye çıkışı engeller. Kuzeyden girilebilen kalenin kuzeydoğusunda tapınak ve işlik bulunmaktadır.
Kaleyi koruyan surların izlerine kuzey kesiminde rastlanılmaktadır. Kalın kireç harçlı duvarlar defineciler tarafından ortaya çıkarılmıştır. Herhangi bir kapı izi yoktur. İç alanda sarnıç ve toprağa gömülü çeşitli yapı izleri mevcuttur.
Kalenin iç sahası iki kademelidir. Birinci kademe kuzeydeki girişten başlayıp kazan taşına (sarnıç) kadar uzanır. Burada kuzey ile doğu kesim arasında büyük bir kiliseye ait olabilecek sütun ve söveler mevcuttur. Kazan taşı denilen erken tarihli sarnıç düzgün yontulmuştur. Üst kademede yine sur ve yapı izlerine rastlanılır.
Su sarnıcı: Kaynağı gölet halindedir. Burada yaklaşık 3 m. genişliğindeki anıtsal merdiven, ana kayanın oyulmasıyla teşkil edilmiştir. Bu bölümden dışarıya açılan bir kapı olup olmadığı ise anlaşılamamıştır.
Tapınak ve İşlik: Doğal bir mağara içine yerleştirilmiştir. Ortadaki tapınak iç içe geçmiş dörtgenlerden oluşan bir kapı şeklindedir. İşlik, birbirine bağlı olarak oyulmuş, düzgün kenarlı iki dikdörtgenden oluşmaktadır. Burada bir sundurmanın bulunduğu ana kayadaki izlerden anlaşılmaktadır. Tarafımızca, sarnıç ve tapınağın, kalenin ilk evresine belki de Demir Çağı’na ait olduğu sanılmaktadır (Karauğuz-Kunt, 2004, 23).
Tarihi Kral-İpek Yolu üzerinde, stratejik bir noktada konumlanan kalenin, yüzey buluntuları itibariyle Hitit, Roma ve Bizans dönemlerinde iskan gördüğünü söylemek mümkündür. Ayrıca Kale’nin bir kült yeri olduğu ve bu önemini Bizans döneminde de devam ettirdiği düşünülmektedir.
            1 No’lu Kilise (Çiz.5/Res.3): Kızılören Köyü’nün batısındaki İnler mevkiinde, 2 nolu kilisenin doğusunda bulunmaktadır. Doğu-batı doğrultusunda yerleştirilen yapı, yaklaşık 5.00m. x 3.50m. ölçülerindeki bir ana kaya kütlesine oyularak inşa edilmiştir.
Yonca şeklinde serbest haç plânlı olan şapel hakkında tespit ettiğimiz ilk incelemeler 20. yüzyılın başında bölgeye gelen Swoboda ve ekibi tarafından gerçekleştirilmiştir (Swoboda-Keil-Knoll, 1935, 106-108). Araştırmacılar yapıyı plân, kesit ve görünüş çizimleri ile kısaca tanıtmışlardır. Kilise, 28.08.1996’da Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu (KKTVKK) tarafından tescil edilmiştir.
            Doğuda yer alan ve bugün kısmen yıkılmış yuvarlak kemerli bir açıklıktan, şapelin dikdörtgen plânlı giriş bölümüne ulaşılmaktadır. Narteks niteliğindeki giriş bölümü tonoz örtülü olup, kuzey ve güney duvarlarında bugün okunamayan onbir satırlık birer kitabe bulunmaktadır[1].
            Narteks konumundaki giriş bölümünden naosa geçiş günümüzde harap vaziyettedir. 1934 yılında Knoll tarafından yapılan cephe çiziminde, naos girişinin düz lentolu bir açıklık olarak tasvir edildiği görülmektedir.
            Serbest haç plânlı naosun doğu haç kolunu, dikdörtgen plânlı bir mekânla birleştirilmiş apsis oluşturmaktadır. Yuvarlak plânlı apsisin doğu bölümü kısmen yıkılmıştır. Yıkıntının iki yanında yuvarlak kemerli birer niş bulunmaktadır. Nişlerin alt kısmına yerleştirilmiş sekiler, altar işlevinde olmalıdır. Yıkıntının olduğu kısımda yine bir nişin bulunduğunu Knoll’un plânından öğreniyoruz. Apsis ile naos arasında ise, templon ya da ahşap bir ikonostasise ait herhangi bir iz saptanamamıştır. Naosun doğu bölümünde, zeminin kuzey ve güney haç kolları hizasında bir seki vasıtasıyla yükseltilmesiyle, bu ayrımın sağlandığı anlaşılmaktadır.
            Yapının kuzey ve güney haç kolları hemem hemen aynı ölçülerde yarım yuvarlak plânlıdır. Bu kolların kuzey ve güney duvarlarına kuzeyde üç, güneyde ise iki adet niş yerleştirilmiştir. Kuzey ve güneyde simetrik olarak yer alan nişler yarım yuvarlak plânlı iken kuzey haç kolunun doğusunda bulunan niş dikdörtgen plânlıdır.
            Batıdaki dikdörtgen plânlı haç kolu, giriş bölümüne açılmaktadır. Bu kolun güney ve kuzey duvarlarında simetrik olarak birer niş daha görülmektedir. Batı haç kolu ile doğu haç kolunun bir kısmı beşik tonozlu iken, kuzey ve güney haç kolları ile doğudaki apsis yarım kubbe örtülüdür. Haç kollarının kesiştiği merkezdeki kare plânlı bölümde ise pandantif geçişli bir kubbe yer almaktadır. Kubbenin büyük bir kısmı yıkılmıştır. Kubbenin 1934 yılında da yıkık olduğu Knoll’un çizimlerinden anlaşılmaktadır. Orta bölümde gerek kubbe eteğinin, gerekse de haç kollarındaki tonoz kemerlerinin profilli geniş bir kuşakla vurgulandığı görülmektedir.
            Batı haç kollarında görülen madalyon içinde haç kabartmaları ile apsis ve merkezdeki kubbe kalıntılarında bulunan kırmızı aşı boyalı bezeme, yapının süsleme programını oluşturmaktadır. Oldukça hasar görmüş kırmızı aşı boyalı bezemelerden apsis duvarındakinin, yuvarlak madalyon içinde bir haç motifi olduğu anlaşılmaktadır.
            Serbest haç plânlı yapıların bilinen ilk örneği 4. yüzyılın ilk yarısında İstanbul’da inşa edilen Havariyyun Kilisesi’dir (Freely-Çakmak, 2005, 28). 4. yüzyıldan itibaren özellikle mezar şapellerinde tercih edilmiş bu plân tipi kaya oyma yapılarda da karşımıza çıkmaktadır.
            Kızılören 1 nolu kilisenin Kapadokya bölgesindeki benzerlerine bakıldığında apsisin doğu haç koluna eklenen serbest haç plânlı yapılar grubuna dahil olduğu anlaşılmaktadır. Taşkınpaşa 16 nolu Kilise, Ihlara Yılanlı Kilise, Ortahisar 10 nolu Kilise, Haldere 1 nolu Kilise, Güzelöz Haç Kilise, Göreme 34 b nolu Kilise ile Göreme 29 b, 27 ve 21 nolu Kiliseler bu yapı grubuna giren başlıca kaya oyma eserlerdir (Ötüken, 1990, 21-Ötüken, 1987, 23).
Kapadokya ile Binbirkilise bölgesindeki benzer plânlı duvar kiliseleri olarak Değle 37 nolu şapel, Madenşehir 9 nolu Şapel ile Hasan Dağı’ndaki Süt Kilisesi ve Yağdebaş Kilisesi sayılabilir (Eyice, 1971, 32, 63). Konya’da bulunan benzer serbest haç plânlı kaya oyma eserler ise Kilistra’daki iki kilise ile Kayadibi 1 nolu Kilise’nin narteksine eklenen pareklesiondur (Olcay-Mimiroğlu, 2006, 354).
Bu örneklerin tamamında apsisin doğu haç koluna eklenmesi ve haç kollarının kesiştiği merkezde yer alan mekânın kubbe ile örtülmesi, Kızılören 1 nolu Kilise ile olan benzerliklerdir. Kızılören’de serbest haç plânı oluşturan, kuzey ve güney haç kollarının yarım yuvarlak plânlı olması, apsis ile naos arasında ayırıcı bir mimari elemanın bulunmaması ve kaya oyma işçiliğinin kalitesi ile benzer örneklerden ayrılmaktadır.
Yonca şeklindeki serbest haç plânlı kilisenin en yakın örneği Madenşehir’de bulunan 9 nolu Duvar Kilisesi’dir. Aynı plânın uygulandığı bu yapı da, Kızılören 1 nolu kilise gibi ufak bir şapel olup, orta mekândaki kubbeye geçiş pandantifler ile sağlanmıştır. Eyice tarafından mezar şapeli dışında, bir vaftizhane binası olabileceği belirtilen 9 nolu şapel, burada incelediğimiz yapının işlevinin tekrar düşünülmesini zorunlu kılmaktadır (Eyice: 1971, 34, 175).
Kızılören 1 nolu Kilise’nin giriş bölümünde dışarıya doğru yönelen bir kanalın bulunması yapının vaftizhane olabileceği fikrini düşündürse de, yapıda ana kayaya oyulmuş bir vaftiz teknesi yoktur. Bununla birlikte Madenşehir 9 nolu şapelde olduğu gibi, yakınında bir vaftizhane ihtiyacına sebep olacak büyük boyutlu bir kilise de bulunmamaktadır. Ayrıca, apsiste bulunan nişlerin altar işlevli sekilere sahip olması, Kızılören 1 nolu Kilise’nin vaftizhane olabileceği fikrini zayıflatmaktadır.
Yapıda bulunan kitabenin okunamaz durumda olması eserin kesin tarihlendirilmesini olanaksız kılmaktadır. Kilisenin plân özellikleri ve benzer örnekler dikkate alındığında Orta Bizans dönemine tarihlendirilmesinin daha doğru olacağını düşünmekteyiz.
            2 Nolu Kilise (Çiz.6/Res.4): Kızılören Köyü’nün batısında, İnler mevkiinde bulunan eser, buradaki yapı topluluğunun kuzey batısındadır. Kuzey kısmı toprak altında kalan büyük bir ana kayaya oyularak inşa edilen yapı, enlemesine dikdörtgen plânlıdır. 28.08.1996’da KKTVKK tarafından tescil edilen yapı, daha önce 1934 yılında Swoboda ve arkadaşları tarafından incelenmiş ve herhangi bir çizim verilmeden kısaca tanıtılmıştır (Swoboda: 1935, 107-108).
            Kuzey-güney istikametinde yerleştirilmiş kiliseye güneybatı köşesindeki düz lentolu bir açıklıktan girilmektedir. Yaklaşık 7.30 m. x 4.50 m. ölçülerinde enlemesine dikdörtgen plânlı naos, doğu-batı doğrultusunda ikişerden çift sıra taşıyıcı ile üç bölüme ayrılmıştır.
İki sıra taşıyıcının arasındaki orta bölümün doğusuna iki ayak yerleştirilerek, bu bölüm ikiye bölünmüştür. Böylece batıda ayak ve kemerlerle ayrılmış dörtgen bir mekân meydana getirilmiştir. Günümüzde bu taşıyıcıların konumları, yuvarlak kemerlere ait izlerden anlaşılabilmektedir.
            Naosun güney ve orta bölümleri yaklaşık aynı ölçülerde iken kuzey bölümü oldukça dardır. Kuzey duvarı ile kısmen yıkılmış batı duvarının kuzey kısmı kaba bir işçilik göstermektedir. Bu da kilise inşasının, belki de teknik bir sorundan yarım bırakıldığını düşündürmektedir.
            Yapının güney bölümü doğuda büyük bir apsisle sonlanmaktadır. Apsis içinde merkezde altar veya katedra işlevli yüksek bir seki ile bunun iki yanında yuvarlak kemerli birer niş yer almaktadır. Apsis ile naosu ayıran bir templon veya ahşap ikonostasis izi tespit edilememiştir. Naosun orta bölümünün doğusunda bulunan üç derin niş apsis işlevindedir. Zeminden yüksek, yuvarlak kemerli bu nişlerin alt kısmında altar işlevli sekiler bulunmaktadır. Ana apsis kemeri ile apsis işlevli üç nişin kemerleri derin profilli bir kuşak ile vurgulanmıştır.
            Naosun bütün bölümleri düz tavanlıdır. Ana apsise sahip güneydeki bölümün tavanında, doğu-batı doğrultusunda yerleştirilmiş bir yunan haçı kabartması bulunmaktadır. Bu haç, güney bölümün tek nefli bir şapel olduğunu vurgulamaktadır. Kilisenin oyulduğu ana kayanın konumundan dolayı yapı, kuzey-güney istikametinde genişletilmek zorunda kalınmıştır. Belki de yapının yarım bırakılan kuzey bölümü, güneyde olduğu gibi tek nefli bir şapel olarak plânlanmıştı. Kuzey bölümü ayıran kemerlerin bu yönde bağlantılarının bulunmaması, bu bölümün doğu-batı doğrultusunda tek bir mekân olarak kurgulandığını göstermektedir.
            Yapının doğu duvarına ana apsis dışında üç adet niş şeklinde apsisin yerleştirilmesi, bu nişlerin farklı kişiler adına adanmış olabileceklerini düşündürmektedir. Orta bölümün doğusunda iki taşıyıcı ile oluşturulan dar koridor, burada toplu bir ibadet yapılmasını olanaksız kılmaktadır. Muhtemelen adandığı kişiler için dua edilen bir yer olan bu üç nişin, ufak ölçülerde olması, zeminden yükseğe yerleştirilmeleri ve her birinin altar işlevinde sekiler ihtiva etmesi bu görüşümüzü desteklemektedir.
            Kilise girişinin doğu sövesi üzerinde kısmen tahrip olmuş üç satırlık bir kitabe bulunmaktadır[2]. Güney bölümün tavanındaki haç kabartması, güney naos duvarlarındaki haç kazımaları ile naos duvarlarının çeşitli kısımlarında görülen kırmızı aşı boyalı süsleme kilisenin süsleme programını oluşturmaktadır.
            Kızılören 2 nolu Kilise, çoğunlukla Bizans kaya oyma mimarisinde karşımıza çıkan enlemesine dikdörtgen plânlıdır. Kapadokya bölgesinde Göreme 6, 16, 28, 2a (Saklı), 3, 7 (Yeni Tokalı), 18 ve 33 nolu (Kılıçlar Kuşluk) kiliseler bu plânın görüldüğü başlıca örneklerdir. Çoğunlukla üç apsisli olan bu yapılardan 2a, 3, 7, 18 ve 33 nolu kiliselerin naosları, Kızılören 2 nolu şapelin naosu gibi taşıyıcılar ile bölümlere ayrılmıştır. Yapı, apsis ile naos arasında bir ayrımın bulunmaması ve ana apsis dışında üç adet niş şeklinde ufak apsise sahip olması ile benzerlerinden ayrılmaktadır. Üç ufak niş-apsisin önündeki taşıyıcılar ile oluşturulan dehliz, Yeni Tokalı ve Kılıçlar Kuşluk’taki düzenlemeleri akla getirmektedir (Ötüken, 1987, 18).
            Yapının güney bölümü tavanında görülen haç kabartmasının benzerleri, özellikle Kapadokya’daki Güllüdere Hagios Agathangelus Kilisesi’nde, Açıksaray ve Zindanönü’ndeki bazı yapılar ile Konya-Sille’deki Kiriakon Kilisesi’nde bulunmaktadır.
            Kısmen tahrip olmuş kitabe üzerinde yapılan araştırmaların sonuçlanmaması sebebiyle yapının kesin inşa tarihi bilinmemektedir. Göreme’deki benzer plânlı yapılar göz önüne alınarak, Kızılören 2 nolu Kilise’yi 10.-11. yüzyıllar arasına tarihlendirmeyi uygun görüyoruz.
            Kaya Oyma Yapı Topluluğu (Res.5): Yapı topluluğu, Kızılören’in yaklaşık 2 km. batısında bulunan İnler mevkiinde bulunmaktadır. Büyük bir ana kayaya oyularak oluşturulan yapı birimleri doğu-batı doğrultusunda yan yana yerleştirilmiş beş mekândan meydana gelmektedir. Farklı boyutlardaki mekânlar düzgün olmayan yuvarlak ve dikdörtgen plânlıdır. Çok kaba bir işçiliğin izlendiği bu mekânlar, bir insanın rahatça dolaşabileceği yüksekliktedir. Bazılarının zeminlerinde sekilere ve duvarlarında nişlere rastlanılmaktadır. Bu mekânlardan üçü, peynir tulumlarının depolanması amacıyla halen kullanılmaktadır. Bu sebepten zeminlerine taş döşenmiştir. Ön kısmına bazı mekânların eklendiği yapı topluluğunun doğusunda, Yelalmış Türbesi yer almaktadır.
Yapı topluluğunun kuzeyinde, iki şapel ve Hıristiyan mezarlarının bulunması bu mekânların bir manastır topluluğuna ait olabileceğini düşündürmektedir. Kapadokya bölgesindeki manastırlarda olduğu gibi ana kayaya oyulmuş masa ve sandalyeli bir trapezanın (yemekhane) görülmemesi manastır fikrini çürütür gözükse de, Sille, Kilistra ve Kayadibi köylerinde görülen manastır örneklerinde de bu tip trapezalara rastlanılmamaktadır. Yapı kompleksine sonradan eklenen Yelalmış Türbesi, buradaki dini merkezin öneminin Türkler tarafından da devam ettirildiğini göstermektedir.
Yer Altı Sığınağı / Kenti (Res.6): Kızılörenin batısındaki İnler mevkiinde yer alan bir diğer yapı da yer altı sığınağıdır. Sığınak, 28.08.1996’da KKTVKK tarafından tescil edilmiştir.
Yapı topluluğunun kuzeyindeki tepe yamacında yer alan sığınaklara üç ayrı girişten girilmektedir. İkisi ufak ölçülerde olan bu girişlerden birisi ön odalı ve daha geniştir. Dar girişlerin devamındaki uzun koridorlar kısmen moloz toprakla dolarak, kapanmıştır.
Ortadaki geniş girişe, dikdörtgen plânlı bir mekânın zemininden girilmektedir. Mekân, söve ve lento izlerine göre dikdörtgen bir giriş açıklığına sahiptir. Girişteki menteşe izlerinden buranın bir kapı ile kapatıldığı anlaşılmaktadır. Odanın zeminindeki dar koridordan sığınağın ilk bölümüne girilir. Koridorda bulunan izlerinden, güvenliğin bir tekerlek kapı ile sağlandığı anlaşılmaktadır.
Sığınağın ilk bölümü düzgün olmayan yuvarlak plânlıdır. Batı yönünde bulunan diğer bir koridor sığınağın derinliklerine doğru gitmektedir. Bugün bu geçidin de moloz toprakla dolu olduğu görülmektedir. İlk bölüm güneydoğu yönünde genişletilerek, tekerlek kapının kontrolü sağlanmıştır. Bu bölümün duvarlarında çeşitli ölçülerde nişler bulunmaktadır. Mekânın tavanında yukarıdaki ön odaya açılan, iki yuvarlak delik vardır. Söz konusu delikler muhtemelen, ön odaya çıkmaya gerek kalmadan, girişin gözetlenmesi amacıyla yapılmıştır.
Benzerlerine Kapadokya bölgesinde sıklıkla rastlanılan yer altı sığınakları/kentleri Konya’da az da olsa bulunmaktadır. Altınekin-Deveci, Ilgın-Köstere Köyü, Karapınar-Oymalı Köyü, Karapınar-Buğdaylı, Sarayönü, Meram-Gökyurt ve Yunak gibi merkezlerde karşımıza çıkan sığınaklar birden fazla girişleri, tekerlek kapı sistemleri ve dar koridorları gibi mimarileriyle benzerdir. Kızılören’deki yer altı sığınağı, Ortaçağ yerleşiminin bu mevkide bulunduğunu ve bölgenin çeşitli dönemlerde akınlara maruz kaldığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Kaya Oyma Kuyular: Kaya oyma kompleksinin güneyinde, Köyün eski mezarlığının kuzey kesimindeki bir ana kaya üzerinde daire plânlı, altı adet kuyu bulunmaktadır. Günümüzde molozla dolu bu kuyular, ana kayaya oyularak oluşturulmuştur. Benzerlerine yakın bölgelerde rastladığımız bu tip kuyuların tahıl depolanması amacıyla kullanıldığı düşünülmektedir.
            Kızılören Hanı (Çiz.7/Res.7-8): Konya-Beyşehir yolundaki han halk arasında “Yazıönü Hanı” olarak da anılır. Köyün batısında kalan yapı ile Kuruçeşme Hanı arasında 9 km. gibi kısa bir mesafe bulunmaktadır.
Han, avlu (servis) ve barınak kısmı bir arada olan plân şemasına göre inşa edilmiştir. Güzergâhtaki diğer iki hanın aksine Kızılören Hanı’nın avlusu kapalı kısımdan daha geniş tutulmuştur. Han 27.88 m. x 54.11 m. boyutlarındadır. Oldukça kütlevi bir görünüşe sahip olan yapıda yan cepheler ile giriş cephesinin köşelerinde bulunan payandalar, bu görünümü hafifleten elemanlar olarak değerlendirilmiştir. Yapı büyük ölçüde kesme taş ile inşa edilmiştir.
Kervansarayın giriş cephesi iki katlı ve ortadan öne çıkıntılı olarak tasarlanmıştır. İki katlı bu cephenin kuzey bölümü iki ayaklı bir revak şeklindedir. Bu revağın doğu duvarı ortasında bir çeşme bulunur. Batı bölümde ise beşik tonoz örtülü, görevli odası yer almaktadır. Avluya, cephe ortasında oval kemerli bir tonozla geçilmektedir. Bu bölümün ikinci katına avlu duvarına bitişik bir merdivenle çıkılır. Kuzeyde kare plânlı, çapraz tonozla örtülü mescid bulunmaktadır. Mescidin güney duvarının ortasında geometrik bordürlerle çevrili mihrap nişi defineciler tarafından tahrip edilmiştir. Diğer iki mekân bir kapı ile birbirine bağlıdır ve beşik tonozla örtülüdür. Halk arasında buraya “Kral kızının odası” denilmektedir.
Avlu simetrik olarak karşılıklı dört eyvana sahiptir. Eyvanların üzeri beşik tonozla örtülüdür. Avlu ile kapalı kısmın birleştiği köşelere, simetrik olarak avlu eyvanlarına açılan iki dikdörtgen oda yerleştirilmiştir. Bu mekânlar, duvar işçiliklerinin farklılık göstermesi sebebiyle muhdes olarak kabul edilmektedir.
Barınak kısmına öne taşırılmış bir taç kapı ile girilmektedir. Kuşatma kemerinin alınlığında bulunan kitabe yakın yıllarda kaybolmuştur. Barınak kısmı iki ayak dizisiyle üç sahına ayrılmıştır. Her sırada beş ayak bulunmaktadır. Ayaklar birbirlerine ve beden duvarlarına sivri kemerlerle bağlanmıştır. Sahınlardan ortadaki daha geniş ve yüksektir. Sivri beşik tonoz örtülü kapalı kısmın orta bölümü günümüzde tamamen çökmüştür.
Yapının cephe tasarımında rastlanılan poligonal köşe kuleleri, diğer kervansaraylardan farklılık gösterir. Mihrap dışında süslemeli öğesi bulunmayan yapı, inşa kitabesine göre H.603/M.1206 yılında, I. Giyaseddin Keyhüsrev’in ikinci saltanat devresinde “Emir Şah” adıyla bilinen “Emir Kutluk” tarafından yaptırılmıştır.    
Kızılören Küçük Han (Çiz.8/Res.9): Yapı, Meram ilçesine bağlı Kızılören Köyü'nün batısındadır. Ön cephede muntazam yonu ve yanlarda sıralı moloz taş örgülü, iki sahınlı bir han yapısıdır. Yapı dıştan 14.53 m. x 16.88 m. boyutlarındadır. Hana kuzey cephede, dışarıya taşan taç kapıdan girilir. Taç kapı dıştan sivri kemerli, içte ise yuvarlak kemerlidir. Kuzey-güney doğrultusunda, birbirlerine sivri kemerlerle bağlı iki ayak, yapıyı iki sahına ayırır. Sahınların üzeri beşik tonoz örtülüdür. Tonozların kuzeydoğu kısmı yıkılmıştır. Batı sahının güney köşesindeki mihrap, yapının bir dönem (19-20. yy) camii olarak kullanıldığını göstermektedir. Sahınları örten tonozlar, orta ayağa dayanan iki takviye kemeriyle taşınır. Sahınlar doğu ve batıdan iki pencere ile aydınlanmaktadır. Taç kapıdan girilince, hemen doğudan başlayan bir merdivenle üst örtüye çıkılmaktadır.
Kızılören Hanı'na yaklaşık 300 m. uzaklıkta aynı tarihlerde (malzeme, teknik bakımından aynı özelliklere sahip) neden bir küçük hanın daha yapıldığı tartışılmıştır. Bu konuda en geçerli görüş Ayşıl Tükel Yavuz'a aittir. Yavuz bu yapının bir posta menzil hanı olduğunu ileri sürmüştür (Yavuz, 1996, 28). Aynı hususa, Ünal’da değinmiştir (Ünal, 1992, 131).
Kuruçeşme Hanı (Çiz.9/Res.10): Köyün kuzey sınırları içerisindedir. Konya-Beyşehir karayolunun 32. km’sinde, Hanönü mevkiinde bulunmaktadır. 1207 tarihli yapı, avlu ve barınak bölümlerinde oluşan tipik bir Selçuklu dönemi kervansarayıdır. Günümüzde büyük ölçüde harap olmuş han, arkeolojik bir kalıntı halindedir.
17.50 m. x 27.00 m ölçülerinde bir avlu ile 17.50 m. x 23.00 m. ölçülerinde bir barınak kısmına sahip yapıya giriş, doğudaki dar cepheden sağlanmıştır. Cephenin ortasından, bir kapı içi alanına girilmektedir. Bu mekânın üzerinin beşik tonozla örtülü olduğu sanılmaktadır. Kuzeyinde ve güneyinde yine beşik tonozla örtülü birer mekân daha bulunmaktadır. Güneyde yer alan mekânın ortasındaki mihrap nişinden, buranın bir mescid olduğu anlaşılmaktadır.
Avlu büyük ölçüde tahrip olmakla birlikte, günümüze ulaşabilen bazı izler bu bölümün plân sistemini ortaya koyacak niteliktedir. Buna göre avlu bölümünün plânını şu şekilde özetlemek mümkündür: Boyuna dikdörtgen olarak tasarlanmış avlunun kuzey tarafında kalan bölüm, güney kısma göre daha sağlamdır. Burada yaklaşık kare kesitli dört ayak birbirlerine kemerlerle bağlanmış ve yine izlenebildiği kadarıyla ayaklar ile beden duvarları arası ince duvarlarla örülerek kuzey kanatta, Kızılören Hanı'nda olduğu gibi üzerleri avluya doğru beşik tonozlarla örtülü eyvan biçiminde mekânlar elde edilmiştir. Güney kanadın nasıl bir düzenlemeye sahip olduğu tam olarak anlaşılamıyorsa da, bazı izlerden burada da avluya doğru yönelen beş kemer açıklığının bulunduğu ve buna bağlı olarak kuzeydeki gibi dört ayak sisteminin kurulduğu anlaşılmaktadır. Yalnız burada, ayaklar ile beden duvarı arasında, kuzeydeki gibi duvar örgüsü mü?, yoksa bir kemer sistemi mi? bulunduğu kesin olarak bilinememektedir.
Kapalı kısmın taç kapısı ana girişe göre daha anıtsal bir karaktere sahiptir. Cepheden öne taşırılan kapı alınlığında sekiz satırlık inşa kitabesi yer alır. Bu bölüm, karşılıklı beşer ayağın birbirlerine kemerlerle bağlanmasıyla oluşturulan iki destek sistemi ile üç sahına bölünmüştür. Karşılıklı ayaklar hem birbirlerine, hem de uzun beden duvarlarına kemerlerle bağlanmıştır. Orta sahının takviye kemerleri, ayaklara yerleştirilmiş devşirme yassı sütunlara oturmaktadır. Bu bölümde orta sahının tonozu tamamen, güneydeki sahının tonozu ise kısmen çökmüştür.
Yapının diğer kısımları gibi, büyük ölçüde tahrip olan kitabeye göre han, H.604/M.1207 tarihinde, I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ikinci saltanat yılında inşa edilmiştir.
Büyük Camii (Çiz.10/Res.11-12): Köy merkezinde eğimli bir arazi üzerinde, muntazam yonu taştan yapılmış, ahşap direkli geleneksel camilerden birisidir. Kapı üzerindeki kitabeye göre H.1307/M.1889 tarihinde yapılmıştır.
Camiye, sonradan eklendiği anlaşılan bir son cemaat mahallinden girilir. 13.50 m .x 15.00 m. ölçülerinde dikdörtgen plânlı harim, mihrap duvarına dik üç sahınlı olarak tasarlanmıştır. Harimin kuzeyinde mahfil bulunur. Caminin iki kapısı vardır. Kuzeydeki kapı ile harime, doğudaki kapı ile de doğrudan mahfile geçit verilmiştir.
Taş mihrap, dikdörtgen çerçevenin iki yanında yarım sütunlarla sınırlandırılmıştır. Başlıkta basit bitki motifleri görülür. Kavsara, beş sıra halinde yarım püskül motifleriyle doldurulmuştur. Minber yeni olup, formikadan yapılmıştır. Mahfil, ortada yarım daire plânlı bir köşk kısmına sahiptir. Köşk alttan yarım şemse motifli, fırfırlı bir göbekle süslenmiştir.
Caminin ahşap taşıyıcı sistemi şöyle çözümlenmiştir: Taşıyıcı iki sıra üç direğin üzerine kalın dikdörtgen kesitli ana kirişler oturtulmuştur. Bu ana kirişlerin üzerine, yan sahınlarda yuvarlamalar (tali kirişler) dizilmiştir. Tali kirişlerin uçları verev kesilerek, orta sahında konsol şekline sokulmuştur. Bu konsolların üzerine kalın bir kiriş daha atılarak, üzerine orta sahının yuvarlak kesitli kirişleri oturtulmuştur. Böylece orta sahın geniş ve yüksek tutulmuştur. Kiriş-yuvarlamalar üzerinde hasır ve toprak serilidir. Son onarımlarda cami kırma çatı ile kapatılmıştır. Direklerin üzerinde, yastık şeklinde geniş profilli başlıklar vardır.
Tek şerefeli minare sonradan yapılmıştır. Kuzeyden-güneye doğru sert eğimli arazi üzerinde yer alan cami bir bodrum katla yükseltilmiştir. Caminin batı cephesinden girilen bodrum kat, eskiden bir medrese idi.
Yukarı Mahalle Camii (Çiz.11/Res.13): Moloz taş duvarlı, kırma çatılı cami 8.45 m. x 10.70 m. ölçülerinde boyuna dikdörtgen plânlıdır. Caminin toprak damı üzerine sonradan kırma çatı oturtulmuştur. Harim iki çift ahşap direkle derinlemesine üç sahına ayrılmıştır. Ahşap direkler profilli başlıklara sahiptir. Harim kıble tarafında iki, doğudan üç ve batıdan iki pencereyle aydınlatılmıştır.
Mihrap, ahşaptan basit işçiliklidir. Minber aynalığı, iç içe üçgen bordürlerle çevrilidir. Giriş üzerindeki mahfil yenidir.
Onarımlarla yenilenen caminin H.1221/M.1803’te yapıldığını kapı üzerindeki yeni kitabeden öğreniyoruz.
Aşağı Mahalle Camii (Çiz.12/Res.14): Düz toprak dam üzerinde kırma çatıyla kaplı, 19.yüzyıl sonlarında yapılmış ahşap direkli bir mahalle mescididir. 8.36 m. x 7.12 m. ölçülerinde enlemesine dikdörtgen plânlı mescide, doğu cephenin kuzey köşesinden bir kapı ile girilir. Harim iki ahşap sütunla mihrap duvarına dik üç sahına ayrılmıştır. Kalın ahşap sütunların başlıkları kaba bir işçilik gösterir. Orta ve yan sahınlar aynı yüksekliktedir. Harime doğuda bir, batıda iki ve güneyde iki pencere açılır.
Ahşap mihrap, delik oyma tekniğinde iki sıra rûmi kıvrımdal motifli bordürle kuşatılmıştır. Köşelikte, birer çarkıfelek motifi görülmektedir. Minber aynalığında mihraptakilere benzer bordürler ve korkulukta stilize ağaç ve yıldız motifleri yer almaktadır. Harimin kuzeyinde, yeni yapılan mahfil bulunur.
Kitabesi bulunmayan mescidi, genel olarak 19. yüzyılın sonlarına tarihlendirebiliriz.
Akife Düvenci Evi (Çiz.13/Res.15-16): Köy merkezinde Aşağı Mahalle’de yer alır. İki katlı, taş yığma olarak yapılmış düz toprak damlı bir meskendir. 19. yüzyıl sonlarına tarihlendirilir. Bölünmüş olduğundan ve ikinci kısmına girilemediğinden yapının bütünü hakkında bilgimiz yoktur. Zemin kattaki hayatın bir bölümü ahır haline getirilmiştir. Zemin kattan demir bir merdivenle (orijinali ahşaptı) sofaya (çardak) çıkılmaktadır. Sofaya doğuda iki oda açılır. Güneydoğu köşedeki oda baş odadır ve bütün unsurları yerli yerindedir. Doğu duvarının ortasında ocak, kuzey duvarında sandıklık ve diğer duvarlarda ağzı açık ve dolaplar bulunmaktadır. Kuzeydoğu köşedeki oda, hela-banyo haline getirilmiştir. Üst örtü kirişleme tavanlıdır.
Ali Kaynak Evi (Çiz.14/Res.17): Büyük Cami’nin batısında yer alan iki katlı, düz toprak damlı, geleneksel mimari özelliklere sahip, 19. yüzyıl sonlarına tarihlendirilen bir konuttur. Eğimli bir alan üzerinde inşa edilen yapı, güneyde başka bir evle bitişiktir. Hatıllı yığma taş duvarlı olarak yapılmıştır. Düz toprak dam üzerine sonradan, tek yöne eğimli bir saç çatı yerleştirilmiştir. Kuzeyden iki kanatlı ahşap bir kapı ile evin hayat kısmına girilir. Bu bölümün doğusunda bir mutfak bulunur. Hayat’ın, eskiden ahşapla bölünmüş olduğu ve ahır olarak kullanıldığı bilinmektedir. Hayat bölümünden ahşap bir merdivenle birinci kattaki sofaya (çardak) çıkılır. Sofa “L” plânlı olup, güneyde ve kısmen batı yönlerde uzanmaktadır. Sofanın güney duvarı ortasında bir kahve ocağı bulunur. Evin baş odası kuzeydoğu köşededir. Güney duvarının ortasında çiçeklik-yüklük bulunur. Duvarlar içerisine dolap ve sandıklar yerleştirilmiştir. Üst örtü kirişleme tavandır. Yuvarlamaların üzerine tahta döşenmiştir. Bu örtüde, sofa tavanındaki kirişlerin üzeri ‘pardı’ denilen ağaç dal parçalarıyla kaplıdır. Kuzeybatıdaki oda, yine geleneksel unsurlara sahip olup, kirişleme tavanlıdır (Kara örtü).
Hafızın Odası (Çiz.15/Res.18): Aşağı Mahalle'de, Caminin güneydoğusunda bulunmaktadır. Sıralı moloz taş duvarlı, iki katlı, düz toprak damlı bir köy odasıdır. Odanın alt katı ahırdır ve burada yemlik bulunur. Üst kata, batıdan taş basamaklı bir merdivenle çıkılır. Bu kat aralık/bölme ve esas odadan oluşur. Odanın sekisi ve dolapları taştır. 1938 yılında yapılan bu odanın yeni harflerle yazılmış bir kitabesi vardır. Türk misafirperverliğinin simgesel yapılarının son örneklerinden olan bu oda, araştırmamızdan kısa bir süre sonra, ne yazık ki yıkılmıştır.
Hatiplerin Odası: Aşağı Mahallede, Akife Düvenci Evi’nin doğusunda, 20. yüzyıl başlarına tarihlenen bir köy odasıdır. Kuzey-güney doğrultusunda kurulmuş oda, kerpiç duvarlı ve toprak dam üzerine çatılıdır. Yapıya doğu cephesinden girilir. Aralık bölümüne hela-banyo ilave edilmiştir. Esas oda güneydedir. Karşılıklı dolap ve ağzı açıkları korunmuştur. Kızılören Belediyesi’nce restore edilen bu odanın, asli fonksiyonuna uygun olarak kullanılacağı ifade edilmiştir.
Çeşme (Çiz.16/Res.19): Mahâlli kalker taşından yapılmış, tipik yuvarlak kemerli bir sokak çeşmesidir. Kitabesine göre “Davganalı Hidayetzâde Hacı Mehmed Ağa Zevcesi Zeynep Hatun”un hayratına H.1313/M.1895 tarihinde yaptırılmıştır. Çeşmenin yalak kısmı betonla yükseltilmiş ve kuzeydeki tekneye bağlanmıştır. Çeşmenin kemeri, devşirme sütunlar üzerine oturmaktadır. Tek lüleli aynalığın üzerinde taslık ve cephe silmesi üzerinde üç satırlık kitabe yer almaktadır. Kemerin kilit taşı üzerinde sade bir kabara bulunmaktadır. Çeşme düz saçaklıdır. Bugün Oğmaç Mahallesi, Menekşe Sokak üzerinde Seyit Erol’ ait bahçe duvarında kalmaktadır. Halk tarafından burada zamanında bir medresenin yer aldığı rivayet edilmektedir.
Yelalmış Türbesi (Res.20): Kızılören Köyü’nün 2 km. güneyinde, İnler mevkiinde yer alan bir türbe-tekkedir. Yapının kuzeyinde moloz taş duvarla çevrili bir bahçesi vardır. Doğu-batı yönünde 2.70 m. x 6.60 m. ölçülerinde uzunlamasına dikdörtgen plânlı türbe binası basit duvarlar üzerine oturan kırma çatılıdır. Bu mekânın güneybatı köşesine yerleştirilmiş moloz taş örgülü mezarın baş taşı kitabesizdir. Türbede yatan zâtın kimliği hakkında ise herhangi bir bilgimiz yoktur. Mimari özelliklerinden yola çıkarak yapıyı 20. yüzyıl başlarına tarihlendirebiliriz.
 
3. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:
Kızılören Köyü, coğrafi konumu, verimli toprakları ve tarihi ticaret yolları üzerinde bir kavşak noktası olması sayesinde tarihin her döneminde yerleşime sahne olmuştur. Geniş toprakları üzerinde, bu tarih birikiminin tanıkları olan önemli yapılar yer alır.
Asar Kale, Kral Yolu’nun stratejik bir noktasında kurulmuştur. Merdivenli su sarnıcıyla nadir İlkçağ kalelerinden birisidir. Kale alanı, zengin ve abidevi eserleriyle tarihin her dönemine tanılık etmektedir.
Kiliseler, gerek tasarımları ve gerekse kaya oyma teknikleri bakımından orijinal özellikler sergilemektedir. Genel olarak Orta Bizans dönemine tarihlendirilebilecek kiliseler, yakın çevrelerindeki diğer yapılar ile birlikte bölgedeki Ortaçağ yerleşmesinin varlığını belgelemektedir.
Cami ve mescitler, Konya ve çevresindeki 19. yüzyıl köy camilerinin mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Bunlar ahşap direkli, kirişleme örtü üzerine düz toprak damlı (sonradan kırma çatı ilave edilmiş) yapılardır. Genellikle mihrap duvarına dik, üç sahınlı olarak tasarlanmışlardır. Ahşap işçiliği ve süsleme bakımından Büyük Cami ile Aşağı Mahalle Camii dikkat çeken örneklerdir.
Kızılören ve Kuruçeşme hanları, avlu (servis) ve barınak (kapalı bölüm) kısmından oluşan Selçuklu kervansaraylarının önemli örneklerindendir. Kızılören Hanı, cephesindeki su tesisatı ve giriş bölümündeki mekânları ile farklılık gösterir. Küçük Han’ın bir menzil-posta hanı olduğu ileri sürülmekle birlikte, Osmanlı döneminde mescid olarak kullanıldığı bilinmektedir.
Kızılören ve çevresinde kuyu, çeşme, sarnıç gibi su yapılarının erken örnekleriyle karşılaşılmaktadır. En eski sarnıç örneklerini Asar Kale’de görüyoruz. Merdivenli ve Kazan Kayası sarnıçları kaya oyularak gerçekleştirilmişlerdir. Kızılören Kuyusu, mimari özellikleri ile Selçuklu dönemine tarihlendirilir. Köy merkezindeki Kızılören Çeşmesi ise yuvarlak kemerli tipik bir Osmanlı yapısıdır.
Evler, yerleşmenin verdiği imkanlara bağlı olarak ova köylerinden farklı, teknik ve tasarım özelliklerine sahiptir. Yapı malzemesi olarak taş ve ahşap kullanılmıştır. Arazi eğiminden dolayı ahırlar, evlerin zemin katına yerleştirilmiştir. Konut mimarisinde dış sofalı plân tipi yaygın olarak uygulanmışsa da, iç sofalı örnekler de vardır.
Kısa sürede sınırlı imkânlarla yaptığımız bu araştırma göstermiştir ki, Kızılören önemli bir mimari mirasa sahiptir[3]. Ne yazık ki bu yapılar korunup, yaşatılamamaktadır. Asar Kalesi, kiliseler ve kervansaraylar definecilerin ağır tahriplerine maruz kalmaktadır. Örneğin yakın zamanlarda Kızılören Han mescidinin mihrabı acımasız ve saygısızca sökülmüş, Hanın kitabesi kaybolmuştur.
Kültür varlıkları, hem dönemlerinin mimarlık ve sanat anlayışlarını göstermekte, hem de belge olarak sosyal ve kültürel tarihimizin yazımına yardım etmektedir. Sahip olduğu kültür mirası ile Kızılören, Konya ve çevresinin tarihsel zenginliğini gözler önüne seren önemli bir yerleşimdir. Şüphesiz ki, anıtsal yapıların yanında geleneksel yerleşme dokusu ile halk mimarisi örneklerinin de özgün halleriyle korunması, gelecekte tarih ve kültür turizmi için eşsiz bir kaynak oluşturacaktır.

 

KAYNAKÇA:
 
Arık, R.O., Ankara-Konya-Eskişehir-Yazılıkaya Gezileri, Ankara, 1956.
Bahar, H.-
Koçak, Ö., Eskiçağ Konya Araştırmaları 2, Konya, 2004.
Erdmann, K., Das Anatoliache Karavansaray des 13 Jahrhunderts, I, II, Berlin, 1961.
Eyice, S., Karadağ ve Karaman Çevresinde Arkeolojik İncelemeler, İstanbul, 1971.
Freely, J.,
Çakmak, A.S., İstanbul’un Bizans Anıtları, İstanbul, 2005.
Karaoğlu, A. Z., “Konya Yakınlarındaki Kızılören Han’ın Tanıtımı ve Değerlendirilmesi”, I. Uluslararası Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Kongresi, Cilt:1, Konya, 2001, s.461-474.
Karauğuz, G.-
Kunt, İ.H., Eskiçağ Kaleleri, Konya, 2004.
Konyalı, İ.H., Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi, Konya, 1964.
Levick, B., Roman Colonies in Southern Asia Minor, Oxford, 1967.
Olcay, B.Y.,
Mimiroğlu, İ.M., “Konya Kayadibi Köyünde Bulunan İki Kaya Oyma Kilise”, IX. Ortaçağ ve Türk Dönemi Kazıları ve Sanat Tarihi Araştırmaları Sempozyumu, Erzurum, 2006, s.353-359.
Ötüken, Yıldız., Göreme, Ankara, 1987
Ötüken, Yıldız., Ihlara Vadisi, Ankara, 1990
Sterret, J.R., An Epicraphical Journey in Asia Minor, Boston, 1888.
Swoboda, H.-Kneil, H.- Knoll, F., Denkmaler Aus Lykaonien Pamphylien und Isaurien, Wien, 1935
Ünal, R.H., “Kızılören Yakınındaki Yapının İşlevi Hakkında Gözlemler”, Arkeoloji-Sanat Tarihi Dergisi, Sayı:6, İzmir, 1992, s.129-136.
Yavuz, A.T., “Anadolu Selçuklu Dönemi Hanları ve Posta-Menzil-Derbent Teşkilatları”, Prof.Dr. Doğan Kuban’a Armağan, İstanbul, 1996, s.25-38 .